@achilles abi selamlar internette gezinirken Hacettepe üniversitesi nin makalesine rastladım.ama yazilanlardan pek birşey anlamadım.simdi makalenin bir bölümünü paylaşacağım.
Tarama testlerinin değerlendirilmesinde karşılaşılan bazı güçlükler olabilmektedir. Bunlardan birisi antijenik değişikliklerdir. Hastanın infekte olduğu virüs, tanı için seçilmiş olan testte kullanılan antijenlerden farklı yapıda bir antijen olabilmektedir. Sonuçta hastanın antikorları test kitinin antijenlerine iyi bağlanamamakta ve bu da antikor titresinin düşük ölçülmesine ve testin yanlış negatif sonuçlanmasına neden olmaktadır. Bu problem ilk kez tek başına HIV-1 antijenleri kullanılarak uygulanan HIV tarama testlerinin HIV-2 tanısında yetersiz kalması sonucu farkedilmiştir. Benzer problemle grup O virüsler tanımlandığında da karşılaşılmıştır. DAGS assay ise antijen değişikliklerinden en çok etkilenen yöntemdir. Çünkü antikorlar, sinyal ortaya çıkarabilmek için en az iki antijen molekülüyle bağlanmak zorundadırlar. Çift bağlanma eğer kit antijenleri ile hasta antikorları benzemiyorsa gerçekleşmemektedir. Üstelik serum örneğindeki çözünebilir viral antijenler, HIV spesifik antikorlardaki serbest bağlanma bölgelerine bağlanacak test antijenleri ile birleşebilirler. IgG tipi antikorlar sadece iki antijen bağlanma bölgesi içerdiklerinden tek bir antijen molekülü bile DAGS assay’deki IgG’nin tesbit edilmesini engelleyecektir. Bu güçlük ‘indirect binding assay’ ve ‘antibody capture assay’ için geçerli değildir, çünkü bu testlerde sinyal oluşumu için tek bir antijen molekülünün bağlanması yeterlidir. Tanıda yaşanan bir diğer güçlük erken serokonversiyondur. Bu fazda az sayıda viral antijene (genellikle zarf antijeni ve p24) karşı oluşmuş antikor varlığı söz konusudur. Ayrıca oluşan antikorların titresi ve affinitesi düşüktür ve dominant serotip IgM ve muhtemelen IgA’dır. Bu antikorlar özelikle primer HIV infeksiyonunda genellikle yüksek konsantrasyonda bulunan HIV antijenleri ile birleşebilirler. Bu durumda testin iyi çalışabilmesi için en iyi tanıdığı antijenin yüksek konsantrasyonda ortamda bulunması gereklidir. Bunu rekombinant proteinlerle sağlamak viral lizat kullanarak sağlamaya çalışmaktan çok daha kolaydır. Ayrıca testin mutlaka immünglobulin kitlesindeki az sayıda HIV spesifik antikoru seçebilmesi gereklidir. Bu özellik ‘antibody capture assay’de mümkün değildir çünkü bu testte tüm antijenik özelliklere ait immünglobulinler bağlanmaktadır. Tüm bunlara ek olarak kullanılacak test IgM’i tanıyabilmelidir çünkü IgM pentamerik yapıdadır ve bu sayede 10 antijen bağlama kapasitesine sahiptir. Antijenemi varlığında bu özellik önem kazanmaktadır. Bu durumda en iyi yöntem ‘DAGS assay’dir. Çünkü bu test başlangıçta HIV spesifik antikorları seçmektedir ve IgG’den farklı izotiplere karşı gelişmiş olanları da ayırdetmemektedir. Bu test, antijenler için viral lizat kullanır ve bu sayede serokonversiyon panellerinde belirgin iyileşmeye neden olur. Ayrıca viral lizat içinde geniş spektrumlu antijenler bulunduğundan antijenik değişkenliklerin tesbit edilebilmesi için geniş bir tanıma alanı sağlar (7).
Bu görüşlerin klinik güvenilirliğini test etmek için ‘Swiss Federal Office of Public Health’ tarafından 23 farklı ticari kit piyasada bulunan en az 15 farklı ticari serokonversiyon paneli ile karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda ’17 DAGS assay’ en güvenilir yöntem olarak tesbit edilmiştir
Kafama takılan birçok şey var.bu makaleye göre bizim yaptirdigimiz Testlerin anlamı yokmu?yoksa bu makale 15 20 yıllık olduğu için eski jenerasyon testlere goremi bilgi vermiş?